SADIK NAKİBOĞLU-MİMAR

MİMARLAR ODASI KAYSERİ ŞUBESİ 8. DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU ŞUBAT 2006-OCAK-2008

BU RAPOR  HAZIRLANIRKEN MİMARLAR ODASI BENDEN KAYBETTİKLERİMİZ BÖLÜMÜ İÇİN BABAM İLE İLGİLİ BİR BİYOGRAFİ HAZIRLAMAMI İSTEDİ BENDE ONU KENDİMCE İFADE ETMEYE ÇALIŞTIM

AŞŞAĞIDAKİ YAZI YAYIMLANMIŞ RAPORDAN ORJİNAL OLARAK AKTARILMIŞTIR.

————————————————————————————–

DİKKAT BU KLASİK BİR BİYOĞRAFİ DEĞİLDİR! 

SEVGİLİ  BABAM HOCAM MESLEKTAŞIM… 

SADIK NAKİBOĞLU-MİMAR – İTÜ 1960-1964 

1975-76 yıllarında babamın ilk bürosuna gittiğim zaman bir sürü dergi ile karşılaşmıştım , o kadar kitap ve doküman vardı ki bir an için şaşırmıştım,tabi o zamana kadar babamın mimar olduğunu biliyordum ama doğru dürüst bu mesleğin nasıl bir meslek oldu algılayamamıştım.Gördüğüm manzara beni büyülemişti her tarafta çizimler, perspektifler ,gönyeler ,cetveller, resimler…benim için farklı bir dünyaya  girişti bu karşılaşma. Diğer babalar gibi eve pek saatinde gelemeyişinin sebebini daha sonra kendi bürom olunca anlayacaktım…  

O günlerde evde konuşulan  TASARIM –PROJE – ÖLÇEK- TASHİH … 

‘ ÇİNİ MÜREKKEBİ ELİMDEN ÇIKMADI TÜH ’ laflarını da anlayamıyordum… anladığım tek şey vardı, oda babam diğer babalardan farklı bir baba idi…Hiç bir zaman Onun;  son nefesine kadar; boş boş oturduğunu görmedim,devamlı bir şeyler çizer dururdu ve birkaç gün sonra mutlaka o çizdiği şeylerin nasıl uygulanacağını çözer ve uygulardı; bu özellik bazen bir projede, bazen de bir marangoz edasıyla tasarlanmış bir mobilyada, kendisini gösterirdi.Onun bürosuna her gittiğimde muhakkak kütüphanesinden birkaç kitap veya dergi aşırır eve getirir resimlerine bakardım,çoğu zaman onları benim aldığımdan haberi olmazdı.Sonradan fark ettim ki, en çok dekorasyon dergilerini araklamışım, birde peyzaj dergilerini,bu dergilerin hepsi ya almanca ya İngilizce idi, ama zaten  ben daha ilk okula bile gitmiyordumJMeğertaa o zamanlardan kendi mesleğimin de yapı taşlarını atmışım hiç farkında olmadan… 

Seneler birbirini kovalarken ben babamın her yaptığı hareketi izler olmuştum, ortaokul yıllarında, mimarlığın, uygulamalı bir meslek olduğunu,meslekte  hem teknik, hem estetik, kuralların kullanıldığını anlatmıştı babam ben sordukça. 

Sayısız projesi olan ve bunların % 90nını hayata geçirebilen şanslı bir mimardı o, çok iyi detay bilgisine sahip olması; İTÜ gibi teknik bir okuldan mezun olmasının yanı sıra; aşağı yukarı çalıştığı her projeyi uygulamalı yapması ve hayata geçirmesiyle alakalıydı, bu özellik hayatı boyunca onun detay bilgisine bilgi kattı. 

Başta HOCAM demiştim babama, çünkü ben içmimarlık eğitimim süresince 4 sene kendimi babama beğendirmeye ve ispatlamaya çalıştım.MESLEKTAŞIM diyorum ona, aynı şeyleri yaşayıp birde benimle tekrar yaşadığı ve paylaştığı için teşekkür ediyorum ve kendimi çok şanslı sayıyorum meslek hayatımda…  

İçmimarlığı  aklıma ilk koyduğum zaman orta 2 veya 3 de mesleki alt yapı çalışmalarını onunla paylaşıyormuşum meğer bilinçsiz ;ben devamlı çizen ve çizimler üstünde tarama ve gölgeleme yapan, elinden kalem düşmeyen biriydim, annem ders çalış derken, ben resim yapardım, O kızardı, babamdesteklerdi(sonradan annem; benim, hakkı ödenemeyecek kadar  büyük destekçim oldu teşekkür ederim anneciğim sende rahat uyu…) 

İş ne zaman ciddileşti ve üniversite sınavında içmimar olacağım diye tutturdum işte o zaman babam bir mimar olarak konuşmaya başladı benimle;  

Bu satırlar mesleğe yeni başlayacak olan arkadaşların kulaklarına küpe olsun, çünkü ben bu zamana kadar onlarla yoğruldum tasarım yolunda… 

‘Sen’ dedi ‘diğer insanlardan farklı olmalısın ömrünün sonuna kadar’ (neydi ki acaba diğer insanlardan farklı olmak,)Sen imar eden olacaksın düşüncelerin ve hayal gücün diğer insanlardan farklı olmak zorunda. (nasıl yani)Onların hayal gücünün, üstünde bir hayal gücü ,seni başarılı kılacak,yoktan var etme gücü olmalı bir tasarımcıda,aynı şeyleri asla tekrarlamamalı , yani sen resim çiziyorsun değil mi, işte bir yaptığın resmi bir daha yapmamalısın.(yaa dedim ama bu çok zor ) o zaman vazgeç bu meslekten (hayır dedim anlat) Tamam o zaman; SEVECEKSİN önce bu işi ve SAYGI duyacaksın, diğer insanların sözlerinden ve eleştirilerinden yılmaksızın ÇOK SEVECEKSİN ÇOK ,uykusuz kalacaksın, beynin patlama noktasına gelecek, ama başarmak için mücadele edeceksin. 

Bu yaşanan kısa kesitten  sonra , ben  içmimarlık ve çevre tasarımı bölümünü kazandım ve eğitim sürecim başladı ,o zaman anladım, uykusuz kalmayı, eleştirileri ve beynin patlama noktasına nasıl geldiğini(bunların birazını da iş hayatına yaşayacağımı bilmiyordum  tabi o zamanlar…) 

Eğitimde temel tasarım süreci bittikten sonra, ilk ciddi okul  projemi babamla paylaşmak için yanına gittim ve hevesle anlatmaya başladım tabi İTÜ gibi teknik bir okuldan mezun, katı kuralları olan, bir mimara, fazla sanatsal gelmişti projem, off çok kızdı çok ‘piç ettin mimarlığı piç’ dedi sinirlendi, kalktı gitti, bende küstüm; ve bu olaydan sonra hiçbir projeme kritik vermedi, bende istemedim;taki mezuniyet projesine kadar.  

Dedim ya en büyük hocam babamdı diye; ama  ilk projede piç mimar dedi çıktı, bıraktı beni sınıfta; eğitim hayatım boyunca babam; bütün arkadaşlarımın projelerine yardım etti,detaylarını çözdü,maketlerinin strüktür sistemlerini hazırladı, benimkiler hariç,bu arada sadece beni izledi,göz ucuyla takip etti, karışmadı,bu beni araştırmaya itti çünkü elimin altında her şeyi soracağım biri vardı; ama yoktu da; sormadım, sordurmadı da, araştırdım, gözledim ,öğrendim, ama sonradan bir şeyi daha öğrendim, bunu babamın tamamen bilinçli yaptığını; beni zorlayarak kendi ayaklarım üstünde durup, kendimi ifade ve savunma mekanizmamın kuvvetlenmesi için böyle bir taktik uygulamış olduğunu.Evet son proje mezuniyet projesi yanıma geldi ,ben perişan,son kritikler hocalardan alınmış ve teslim paftalarına başlamak üzereyim;‘Aç bakalım projeni sevgili meslektaşım’ dedi, yine şoktayım ve şaşkın, yüzümde utangaç bir gülümseme, hani sen karışmıyordun ne oldu dedim ‘Ben senin bütün projelerini biliyorum ve bu proje artık son okul projesi bir görelim ne yapmışsın’ projemi anlattım büyük bir hevesle, çok beğendi(tabi proje çok iyiydi ,hem teknik, hem fonksiyonel, hem de estetik, tam onun kriterlerine göre; notum  A+ geldi, demek ki hocalarımın kriterlerini de tutturmuşum…)  ‘tamam’ dedi ‘artık piç mimar değilsin içmimarsın’ havalara uçtum oh be sonunda dedim ‘ooo dedi daha dur ,ofisini açınca, ilk çizdiğin projenin  uygulanmasından sonra sevin bakalım,hem daha o aşama için ne zorluklar var, zamanı gelince söylerim onları’( hevesim kursağımda kaldı) Okul bitti, mezun oldum, arkasından yüksek lisans bitti, ofisimi açtım; aman Allahım daha bana mesleki açıdan anlatmadığı neler varmış(off baba yaa) ‘Otur bakalım karşıma işte geçek hayat şimdi başlıyor,artık meslektaşımsın ve uyman gereken kurallar var (bu arada çok idealistim)yine ne kuralı diyorum gülerek fakat o çok ciddi ‘dinle, bu meslek ticari kaygılar güdülerek yapılacak bir meslek değildir,sanatçısın sen iyi bir tasarımcı olmak için ödün vermen gerekiyor donandın ,bilgilendin sanıyorsun kendini ama daha yeni başlıyorsun tasarıma,başarılı olmak için takip edeceksin her türlü konsepti, malzemeyi,devamlı araştıracaksın, ömür boyu mesleki  literatür takip edeceksin, bu hiç bitmeyecek, hayatını bu felsefe ile yoğuracaksın gözlemleyeceksin ,psikoloji ve sosyolojiden iyi anlayacaksın, araştıracaksın devamlı, en önemlisi bakmayacaksın diğer insanlar gibi, sen göreceksin ve gördüğünü stilize ederek  uyarlayacaksın, kendi üslubunla  birleştirerek teknik bilgini; işte o zaman özgün bir tasarımcı olabilirsin ;Birlikte çalışacağın veya çalıştıracağın diğer insanlara ekip gözüyle bakacaksın , bu meslek uygulama aşamasında ekip ile alakalıdır ,hak hukuk yemeyeceksin ,eğer tasarımcı isen tasarımdan para kazanacaksın, başka yollardan  girmeyecek cebine para,beyin satmak zordur, sen somut bir şey satmıyorsun, bunun bedelini alacaksın, sözleşme yapmadan proje çizmek de yok unutma’(bu prensipler çok zordu ve uygulaması imkansız gibi görünüyordu ama başardım sayende babacığım teşekkürler) ‘hem kendin için hem de  hizmet vereceğin insanlar için ; her yaptığın  proje, bir önceki yaptığın projeden daha iyi olmalı, bu çok önemli ,sen diğer insanların beynindekileri anlamak için  onlardan farklı olmak zorundasın, bu farklılık konuştuklarımızla gerçekleşir yoksa onlarla aynı düşünürsen onların isteklerine  cevap veremezsin; yaratıcı olamazsın; Yalnız unutma ;fazlada havaya girme yaratıcıyım diye ;En büyük ve tek yaratıcı Allah tır; bizler onun çok çok küçük kopyacılarıyız ,o zaten her şeyi yarattı, biz ancak ondan feyiz  alabiliriz, gözlemleyerek yansımalar elde edebiliriz ,sakın kendini üstün görme;hadi bakalım yolun açık olsun …’ 

Bu konuşmaların üzerinden yıllar geçti ve ben bu prensipler sayesinde baba mesleğimi icra ediyorum.

SADIK NAKİBOĞLU ‘NU Klasik bir özgeçmişle anlatmak istemedim size, istedim ki yaptığı bütün işlerde izlediği prensipler ve çizdiği yol örnek olsun isteyenlere .Her ne kadar bir sürü haksızlıklara maruz kalsa da, mesleki hayatında inişler çıkışlar olsa da ;MİMAR SADIK NAKİBOĞLU son nefesine kadar mesleğini seven ,saygı duyan, prensipleri ve dürüstlüğünden ödün vermeyen İMAR EDEN BİR MİMARDI…RAHAT UYU BABAM-HOCAM-MESLEKTAŞIM …

                                             SADIK NAKİBOĞLU 

                                 26-05 1940                 23-06-2006

    

    

    

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: